Mis gibi mısır ekmeğimiz vardır bizim. Kara lahana çorbasının yanında ne güzel gider. Yoğurdun içine ufalanıp bir güzel kaşıklanması da efsanedir hani. Fasulye turşusuyla arkadaşlığını da unutmak olmaz.
Öyle zamanlara geldik ki rüyada görsek inanmayacağımız şeyler oldu. Yediğimiz her şeyden şüphe eder olduk.Ne yazık ki mısırımız da nasibini aldı bu furyadan.Çarşı pazarda,alışveriş merkezlerinde bardak bardak tadı tadımıza benzemez şekerli mısırları yer oldu çocuklarımız. Bizim diyarda hâlâ
geleneksel yöntemlerle dededen kalma tohumlarını yetiştirip mısır üretenlerin olması teselli.
İşte o mısırların çok küçücük bir miktarının un olma yolculuğuna şahit olmuş oldum bu gidişimde.
Bunca yaş aldıktan sonra ancak fırın nasıl konulur bu defa görmüş oldum. Anacığım tar-
lasından hasatını yaptığı mısırla "fırın koydu"-aynen bu tabiri kullanıyor-ben de sözüm ona yardımcı oldum.

Çocukluğumuzda köyümüze gelince bu kapıda koşuşturup dururduk kuzenlerimizle.
Dede yadigarı fırın. Eskiden hayat meşakkatli olsa da herkes elleriyle ne yaptığını bilerek yiyormuş her şeyi. Şimdiyse toplum olarak güvensizlik yaşamıyor muyuz?
Böyle bir güzelliği zaman zaman da olsa hepimizin yaşaması dileğiyle hoşça kalın.