10 Aralık 2017 Pazar

       

                İNSAN-1
  Şu koca dünya... Hikayesi ne de zor.  Muhteşem bir tablo. Her noktasında insanı mest eden sayısız güzelikler...  Denizin,toprağın,yaprağın rengi,dağların,ovaların,deltaların gözleri şenlendirmesi...Ve acılar,acılar,acılar...Savaşlar,yokluk,   perperişan insanlar...Ve depremler,seller,afetler...Bütün bunları yaşamasa da haberdar olan insan. Nasıl huzur buluyor? Aklımda  sorular...
   Nihayet ruhum limanda. Sorularım cevap buldu kalbimde.
  Evet,insan şu uçsuz bucaksız alemde bir zerre bile değil belki ancak öyle yaratmış ki Yaratan, her insan koca bir alem. Her insan kendi dünyasında yaşıyor.  Çoklarına göre küçük olan o dünyalarda ne sevinçler ne acılar var.Zihin ve yürek sadece kendi dünyasına odaklanmış: çoluk çocuğu,ana babası,komşusu,arkadaşı,akrabası,işi gücü,kedisi köpeği, yaptığı yürüyüş,hoşlanmadığı söz,seyrettiği manzara,gönlünü eğleyen uğraşlar,baş koyduğu fikirler,geçim kaygısı...
  Ve böylece her insan koca bir dünya. Ondandır kendimizi yeryüzünde bu kadar önemli görmemiz. Halbuki şu uçsuz bucaksız alemde cürmümüz bir toz zerresi bile değil...

28 Kasım 2017 Salı

ZİLLER ÇALACAK...


 ZİLLER ÇALACAK...  
Zil çalacak... Sizler derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin, 
Duyacağım, evlerden, kırlardan, denizlerden;
Tâ içimden birisi gidecek ardınızdan uça ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.


   Evet , ben artık gidemeyeceğim... Nasıl da kolum kanadım kırık...Öğrencilerimin orada olduğunu bilmek ama gidememek...Garip bir duygu. Öyle de olsa biliyorum: bir öğretmen sadece çalıştığı sürece öğretmen değildir.
 Ve son gün, - kifayetsiz olsa da- son konuşmam. Emekliler adına bir öğretmen olarak öğretmene bakışım:

Sn. Kaymakamım,Değerli  Misafirler,
Yeni dünya düzeninde geleceğe dönük en büyük yatırımların eğitime yapıldığı bir çağda bizler omuzlarında en büyük sorumluluğu taşıyan bir mesleğin mensuplarıyız.
Öğretmen sadece kara tahta başında ders veren bir görevli değildir.
“İkra , bismi Rabbike!” “Yaratan Rabbinin adıyla oku.” hitabını rehber edinip öğrencilerine ve çevresine kainatı ,  insanı , olayları okumayı öğretmeye çalışmak ve Atatürk'ün işaret ettiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak en büyük hedefimiz olmalıdır.
Başöğretmenimiz M.K. Atatürk ,“ Öğretmen her fırsattan istifade halka koşmalı,   halk ile beraber olmalı ve halk ,   öğretmenin yalnızca alfabe okutur bir varlık olmayacağını anlamalıdır.” diyor.
Bu sözler öğretmenin topluma model olmak zorunda olduğunun en açık ispatı değil midir ? 
O halde öğretmen;duruşu,tavrı,düşünce biçimiyle kendini aşmış bir karak
ter abidesi,bir insan-ı kâmil olmalı . Millet olmanın dinamiklerini nesillere 
aktarabilmelidir. Bu tavır aynı zamanda saygınlığımızı korumanın en güzel
 yoludur. 
 
Değerli misafirler,bugün yaşadığımız sorunların en büyük sebebi öz kültü
rümüzden kopmuş olmamızdır. Kurtuluş Savaşı yıllarında tam bir kendine
dönüş yaşayan milletimiz bugünse tam anlamıyla bir dil ve kültür zafiyeti 
yaşamaktadır. Oysa Bizi millet yapan değerlerimizden uzaklaşmak varlığımı
zı da temelinden sarsacaktır.
 
“Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
Budur âlemde hudutsuz ve hazîn öksüzlük.” diyen Yahya Kemal BEYATLI  asıl derdimizi ne güzel anlatmış.  Öğretmen bu en büyük tehlikeyi bertaraf etmek zorunda olmanın bilinciyle bir Mevlana , Yunus Emre , Hacı Bektaş- ı Veli ,   İbn-i Sina  ,   Fatih ,   Mehmet Akif  olmalı; Atatürk’ün açtığı çağdaş uygarlık yolunda yürümelidir.  O zaman millet olarak sadece başımız sıkışıp zor durumlarda kaldığımızda değil ,   her zaman birlik beraberlik içinde olmamız gerektiğinin bilincine varırız.

Atatürk, “ Öğretmenler Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” derken öğretmenin en büyük görevinin özgür düşüncesiyle sorgulayan, araştıran ve sonuca varan bireyler yetiştirmek olduğunu vurgulamıştır.  
Bu düşünceler içinde emekliliğimin ilk günlerini yaşarken  “ vatan, millet ve mukaddesat uğrunda helâl olsun, helâl olsun verdiğim bütün emek.” diyorum ve öğretmen olmanın emeklilikle son bulmayacağını biliyorum.  Öğretmen olmak dudağımızda yarım kalan ve hiç bitmeyecek bir şarkıdır. Sözlerimi bizi çok iyi anlatan dizelerle bitirirken  emekliye ayrılan arkadaşlarıma sağlık ve huzur,çalışmakta olan arkadaşlarıma gayret ve başarı,aday  öğretmenlerimize de mutlu ve başarılı bir meslek hayatı  diliyorum. Günümüz kutlu olsun.
Zil çalacak... Sizler derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin,
Duyacağım, evlerden, kırlardan, denizlerden;
Tâ içimden birisi gidecek ardınızdan uça ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.
Zil çalacak... Siz geminize, treninize gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin,
Duyacağım, iskelelerden, istasyonlardan bütün;
Tâ içimden birisi koşacak ardınızdan...
Ama ben, ben artık gelemeyeceğim.
Sonra bir gün zil çalacak yine,
Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak...
Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz...
Tâ içimden birisi kalacak oralarda...
Ben gideceğim.
                               

4 Kasım 2017 Cumartesi


       

        BOYAMA SEVDASI

        Kendime kızıyorum bazen. İnsan evinin işini gücünü bitirip eline kitabını alıp  bir de yanına  çay,  Başka şey düşünmeden şöyle sakince oturamaz mı? Ben başaramıyorum böyle bir şeyi yapsam da çok ender. Kitap okurken zaten evi barkı unutuyorum. ev halkı elime bir kitap almasam diye bakıyor da bu aralar kitaplarımı mumla arıyorlar desem yeri.
      
        Uzunca bir zamandır mobilya boyamaya merak saldım. Ama bu da bir zaman ve emek gerektiriyor. Üstelik küçük yerdesiniz bir kurs yok. Neyse İstanbul seyahatimi bir atölyenin toplu çalışma gününe denk getirdim- onlar" work shop" diyorlar- (dilimizin ve vurdumduymazlığımızın içler acısı hali) ancak gidebilmek ne mümkün. Ben Beylikdüzü'ndeyim atölye Emirgan'da. Gözümü karartıp yola çıkacakken önüme çıkan trafik engeli. Hasılı kelam hevesim kursağımda kaldı. Katılamayacağımı bildirdim fakat aklım boyamada. Araştıra araştıra Anadolu yakasında bir atölye buldum.  Oğluma geçtiğim zaman kısa bir ders almak üzere anlaştık. Sağ olsun Emel Hanım o kısacık süre içinde çok yardımcı oldu.


      Elbette ki yeterli değil. Benim daha çok çalışmam gerek. Boyalar  ve toplu çalışmalar ise oldukça yüksek meblağlar istiyor.  Her neyse Ufak tefeklerle işe başladık bakalım. Şöyle rahatça ayaklarımı uzatıp "emekliliğin tadını çıkarmak" varken yine başıma iş açtım. Koştura koştura ev  işlerini bitirip doğru boyaların başına. Yok canım ben akıllanmam.


        Bunlar elim boyaya alışsın diye boyadıklarım.




      İlk eskitmeyi çerçevede denedim.



      Mobilya olarak seçtiğim ilk kurban. Eski sehpa.

Biraz eskitelim bakalım olacak mı?



Olmuş mu dersiniz? Şimdi sipariş ettiğim boyaları bekleme zamanı... İnşallah öncelikle kendime mahçup olmam.

27 Ekim 2017 Cuma




       KEYFİNİ ÇIKAR

       Uzun zamandır bu sözü duyuyorum. Özellikle öğretmen arkadaşlarımdan. Sebebi de emekli olmam. Keyif nasıl çıkarılır bilmiyorum ki.  Çalışırken keyifli  değil miydim? Çocuklarımla bir adım daha ileriye gitmek için çabalamak,onların enerjisine ayak uydurmak için efor sarfetmek, beraber yaptığımız çalışmaların sonucunu görmek,şiir gecelerimizde vermek istediğimiz mesajın sahiplerini bulduğuna sevinmek keyif almak değil miydi?
    Bir ömrü çocuklarla,gençlerle geçirdikten sonra onlardan uzaklaşmak gerçekten çok zor. Velhasıl dostlar elimi kolumu nereye koyacağımı bilemediğim, günlerimi bir düzene sokamadığım,çok şey yapmak isteyip(acaba istiyor muyum gerçekten) hiçbir şey yapamadığım zamanlardayım. Şaşkınım sözün kısası.
   Sizlerden çok uzak kaldığımın farkındayım. Blogları takip etsem de bir şey paylaşmak içimden gelmedi. Bu tembel komşunuzu affedin olur mu? Hayattan tad aldığımız günlerde buluşmak dileğiyle hoşça kalın.

22 Ağustos 2017 Salı



   BİR KIVILCIM DÜŞER ÖNCE...



    Yalnızlık Allah'a mahsus. İnsansa şu fani dünyada bir arkadaşa muhtaç. 
     Arkadaş: arka,dayanacak kuvvet.
     Liste uzun: Hayat arkadaşı,yol arkadaşı,asker arkadaşı,sıra arkadaşı,iş arkadaşı...Hatta blog arkadaşı.
     İnsan çok değişik vasıflarda arkadaş edinebilir.  Ruhuna sıcaklık vermesi,onu mutlu etmesidir önemli olan.Hiç arkadaşı olmadığını hatta arkadaşın gereksiz olduğunu iddia edenlere bakın onların da kendilerine yoldaş olarak seçtikleri vardır. Kitaplarıdır mesela. Doğayla iç içelikleri,dinledikleri müzikleridir ya da. Aşık Veysel en sadık yarinin "kara toprak"olduğunu söylese de sazı,"Ben gidersem sazım sen kal dünyada/ Gizli sırlarımı aşikar etme." diyecek kadar arkadaştır ona. Öyle ya da böyle hepimiz yanımızda bir varlık isteriz.
 Kimimiz hayvanların arkadaşlığını yeğleriz, kimimizin kimsesi çiçekleri oluverir bazen. Ancak   insanın arkadaşlığı başkadır. Tam da Elif Şebnem Akal'ın mısralarda anlattığı gibi:

"Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
 Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka. Bir dost göz arayışıyla, Saat tıkırtısıyla... Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla, Ama; ''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı. Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda. Yoksa zor değil, hiç zor değil, Demli çayı bardakta karıştırıp, Bir başına yudumlamak doyasıya. Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?'' Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra..."

 Arkadaşlıkla dostluk birbirinden ince çizgilerle ayrılsa da dostlukların arkadaşlıkla başladığını düşünürsek ben dostluğu gerçek arkadaşlık gerçek arkadaşlığı da dostluk  olarak algılayanlardanım. Ve bu yayının işi iyi zamanında seninle olup dost görünenlerle veya yolda izde,toplantıda tanışıp kısa süreli yarenlik ettiğin kimselerle ilgili değildir. Hz. Mevlana'nın da dediği gibi ,"Dostluk illa yan yana diz dize olmak değildir. Asıl can cana kalp kalbe olmaktır."
  İnsana asıl dost yaratandır. Ancak arkadaşlık duygusu  Allah'ın insana dünya üzerinde verdiği en güzel nimetlerdendir. Hz. Ebu Bekir'i peygamberine arkadaş kılması ve bunu ayetinde belirtmesi gerçek arkadaşlığın  önemini anlatmıyor mu? Ne diyordu Rabbimiz Sevr mağarasında peygamberimizin öldürüleceğinden korkan Hz. Ebubekir için:" Hani o ikisi mağaradaydılar da hani O dostuna"mahzun olma Allah bizimle beraberdir.demişti."(tevbe suresi 40. Ayet)
 İnsansa zayıftır. Dünyaya dalıp O'ndan uzaklaştığı zamanlar aslında en yalnız zamanlarıdır. Bana göre Allah arkadaşlık duygusunu insan yüreğine dünyadaki yalnızlığını gidermek için koymuştur. En sadık arkadaş da hayatımızı renklendirip yüreğimizi ısıtmanın yanı sıra en güzel ve en zor zamanlarımızda yanımızda olup her şekilde dağılmamızı önleyen, en büyük gerçeğin sonsuz bir hayat ve her şeyin sahibinin Allah olduğunu hatırlatıp kendimize çekidüzen vermemize önayak olanımızdır.
 Dostluk mertebesine erişmiş arkadaşlıklar uzaklıklarla da sınanırlar çoğu zaman fakat  "Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur." diyen Montagne'nin  güzel inancına katılmamak mümkün mü?
   O kadar çok şey var ki arkadaşlık üzerine söylenecek. İyisi mi "Söylendi söylenecekler cancağızım,şimdi yeni şeyler söylemek lazım." diyen Mevlana'ya kulak verip yeni şeyler söylemek üzere sözü size bırakayım. Has arkadaşlıklara...
        

     

12 Ağustos 2017 Cumartesi

 


                           OLMAYA DEVLET CİHANDA BİR  NEFES SIHHAT GİBİ...
            Sağlık her şeyin başı gerçekten de.Vücut bir yerini beğenmeyince başlıyor feryat etmeye.                Uzun zamandır sarmaş dolaş olduğumuz garip bir kol ağrısıyla  boğuşmaktan şuraya iki satır              karalayamadım.
            Benim ağrım yatmayı çok seviyor. Şöyle omuzumu ve kolumu  beğendiği yere yerleştirip                 bir müddet uzanınca hiçbir şey yok. O sol kürek kemiğimin altından yol bulup koluma saldıran           rahatına  düşkün ağrım da sanki dinlenmeye geçiyor. Bir de ayağa kalkmayagöreyim bir taciz,bir         saldırı...  AmanAllah'ım...Hasılı kelam şu sıcaklarda yatağa yapıştırdı beni.
              Dokuz tane iğne,epeyce ilaç karşı saldırıya geçse de nakavt olmaktan kurtulamadılar ama                yine de düşmanı biraz hırpalamışlar ki dün bayağı rahattım. Hatta"Oh çok şükür." dedim. Erken          sevinmişim. Bugün yine ziyaretime geldi. Yine de öncekine göre çok iyiyim. Hiç değilse nefes            alacak zamanlar bırakıyor bana.
              Çiçeklerimle yarenlik edebildim uzun zaman sonra. Beyaz begonvilim gülerek karşıladı                  beni. Çiçeklerini cömertçe vermiş, gözümü gönlümü doyurdu.
                              
       
                     Çınarım da ağaç olacak neredeyse.    
                               
                                
           Yanlışlıkla dalını kestiğim mor salkımım bana küsmemiş. Sevineyim diye nasıl da coşmuş.
                                 
           
                                 
                                     

                               

       
         Bu yazımda sizinle biraz da arkadaşlık üzerine yarenlik edeyim diyordum ama bu ağrı derin düşünecek zaman tanımıyor bana.İnşallah sonraki zamanlarda.
         Ne güzel söylemiş Kanuni "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi."
         Ağrısız sızısız günlerde buluşmak dileğiyle esen kalın.

26 Temmuz 2017 Çarşamba







BAHÇEME BUYURUN DOSTLAR
  Pek çoğumuz bir parça toprağa hasret. Köylerimiz var belki ama yanıbaşımızda değil. Apartman daireleri kaderimiz olmasın. Balkonlarımız, pencere önlerimiz bahçemiz olsun ne dersiniz?  Ben kendi çapımda bunu başarmaya çabalıyorum. Çiçek bahçesi benimki. Kim bilir ilerde sebze bahçesi de yaparım, neden olmasın ki?.. Buyurun birlikte gezelim olmaz mı?