12 Şubat 2018 Pazartesi


ALLAH'IN SESSİZ KULLARI

    Hayvanları uzaktan sevebileceğimi düşünmüştüm hep. Bu ön yargım  babamın arabasının motoruna giren bir yavru kedicikle kırıldı. Köye gitmek onun varlığıyla daha da cazip hale geldi. Büyüdükçe maskaralıkları çoğalıyor kendisini hepten sevdiriyordu. Ancak kediciğimizi kaybettik ne yazık ki. Evde hayvan besleme fikrine hâla sıcak bakmasam da kedicik onlarla ne kadar mutlu olunduğunu bana çok güzel öğretti. Yemekleri özel olarak ayrıldı. İştahsız diye mamalar mı alınmadı,üşür diye karton kutular iyice sarılıp sarmalanıp kalın poşetlere mi geçirilmedi,rahat etsin diye içine minderler  mi konulmadı? Bir evlat sever gibi bağlandık ona.Bizim onu mutlu etmeye çabaladığımızdan fazla mutlu etti bizi. 
Şimdi sarılıp sarmalayamasam da  köpeklere bile dokunabiliyorum artık.Geçen yaz gördüğüm   Tarçın da bunlardan biri oldu. Dünürlerimizin bahçesine kısa bir süreliğine emanet edilmişti. Öyle uysaldı ki "Sev beni."der gibi bakıyordu insanın yüzüne.  O masum bakışa daha fazla kayıtsız kalamadım başını okşadım uzun uzun. Nasıl da mutlu olmuştu. Mutlu olurken bana da  mutluluk aşıladığını  bilmem söylememe gerek var mı Bu gece fotoğraflara bakarken  karşılaştığım kare uzun zamandan sonra  içimi sevinçle doldurdu.
Teşekkür ederim Tarçın sana. 
Yola çıkmışken telefonumun objektifine yakalanmış "Allah'ın  sessiz kulları" nı da bi hatırlamak istedim.

  Anneciğmin mutfak camına konuşlanmış bu güzeller güzeli.

 Bu  sarmanı da Perşembe'de( Ordu'nun bir ilçesi) gezerken yakaladık. Bu kediler cam önlerinde hep biblo gibi mi dururlar?

 Ya bu minişe ne demeli sahibi yıkamış paklamış güneşe çıkarmıştı. Henüz iki aylıktı. Gel de sevme şimdi.
Ya buna ne demeli? Yine köyden bir sevimlicik.

 Rabbim ailece sınavımızı çetin verdi bu sıralar. Kız kardeşimin eşinin aniden ortaya çıkan ve nakil gerektiren hastalığı, Ülkü'mün Hakk'a yürümesi,ardından yurt dışında yaşayan erkek kardeşimin hastalığının nüksedip çok ağır bir ameliyat geçirmesi,yanında olmak isteyip de Amerikan Konsolosluğu'ndan vize vermeyişlerinin şoku hep üst üste geldi. Güzel haber babamın kontrolleri iyi çıkıyor. Rabbim bütün hastalara şifalar versin inşallah. Bu arada şehit haberleri,ülkemizin durumu hepten yüreğimizi yakıyor.
  Bu ahvalde şu hayvancıkların yüzümü güldürüp yüreğimi sevindirmesi onların da birer nimet olduğunu göstermiyor mu sizce de?



30 Ocak 2018 Salı



GAYRET...
Sıkıntılarla gelmek istemiyorum size ancak sarp yokuşlarda yüreğim.Ülkü'mün Hakk'a yürümesi nasıl da hazırlıksız olduğumu bir tokat gibi çarptı yüzüme. İnsanımızın engin duyuşlarıyla dile getirdiği "Ölenle ölünmez/Hayat devam ediyor."gerçeği de karşımda duruyor.  Ve görüyorum ki acının en iyi çaresi zihnin ve bedenin sürekli meşgul olması. Bunu bilmekle birlikte pek bir şey yapamıyorum. Paylaşılmayı bekleyen dönüşümlerimle bir merhaba diyeyim istedim.
    
        Bunlar kızıma boyadığım sehpalar. Eski rengi düz kahverengiydi. 


Bu da eski bir dolabım. Rengi kızıl kahveydi önceden.Şimdi hobi malzemelerimi derleyip topluyor. Eski hallerini çekmeyi akıl etmemişim.





Ve küçük polyester bir çerçeve. Bu çerçeveleri bir tablo haline getirmeyi planlıyorum nasip olursa. Epey dağınık bir yazı oldu kusuruma bakmayın. Kendimiderleyip toparlayıp güzel günlerde ve
güzelliklerde buluşmak dileğiyle hoşça kalın.


20 Ocak 2018 Cumartesi


 


      ŞÜKÜR...
     Selâlar verildi...
     Gökyüzü siyim siyim döküyor hüznünü. Anası, ah! anası...sessiz çığlıkları feryat figan yüreğinde .Yüreğini kavuran ateş sicim sicim gözyaşlarında. Yavrusuna son kez sarılıp kokladı.
Acı gerçeğin bilincindeki aklı yine de almıyordu bir türlü evladının ani kaybını.
     Ülkü'müzü pazar günü yolcu ettik...
     Dünyadaki kırk dört yılının yirmi iki yıllık evllilik serüvenine kık dört bin çözümsüz acı sığdırmış  Ülkü'müz,  her şeyi ve üç evladını ardında bırakıp gitti. Nice yansak da,  "Göz ağlar,  kalp hüzünlenir; dilimiz Rabbimizin emrettiğinden başkasını söylemez "diyen peygamberin ümmeti olmanın şerefi ve bilinciyle Allah'ın emrine boyun eğdik.
    Ve..."İnna lillahi ve inna ileyhi raciun."( Allah'tan geldik,yine O'na döneceğiz. )
    Hastalık sıkıntılarının üzerine gelen bu apacı ölümle ben kendi adıma,  inancım olduğu için şükrettim. Rabbimin bana verdiklerine şükrettim. Yoksa acılara dayanmak...Zor...

Masallardaki peri kızlarını kıskandıracak güzellikteki Ülkü'm,bende,oğlumda ve kızımda çok emeğin var. Hakkını helal et bize yavrum. Mekanın cennet olsun.

4 Ocak 2018 Perşembe



       YILLARDAN SONRA
      "Uzun yıllar ötesinden hatırını sorayım mı?Sana gönül bahçesinden bir demet gül vereyim mi?"
       İstanbul bu defa uzun yıllar ötesinden hayatı paylaştığımız bir dostla karşıladı beni.Çalıkuşunun konduğu dalda cıvıldayan bir başka çalıkuşuyla...
Otuz beş yıldır görmediğim hatta izini kaybettiğim ev arkadaşımla buluştuk yıllar ve yıllar sonra.  
       Yıllar ve yollar ayırsa da gönüldeki  bağ kopmadıkça Rabbim nasip ediyor buluşmayı.Şükürler olsun.


Sanki araya yıllar ve yollar girmemiş gibi kaldığımız yerden devam ettiğimizi görmek çok güzel bir duyguydu. Oysa yirmi yaşın uçarı gönülleri durulmuş ,zaman bir şeyleri alıp götürürken en güzel hediyeleri evlatlarımızı bize armağan etmişti. Eksilerek çoğalmıştık.Bu arada tartıda da çoğaldığımı görmek pek hoş olmadı ama neyse bu güzel günün 
hatırına görmezden geleyim bari.İncilay'ım sen yine zarif, güzel İncilay'ımızsın. Bir dahaki sefere nasıl başardığını anlatırsın di mi?
Gün boyu birlikteydik İncilay'ımla. En çok üzüldüğümüz de 2007/2010 yılları arasında İstanbul'da yaşamış olmama rağmen birbirimizden haberimiz olmayışı oldu.  Birlikte diğer ev arkadaşımız Nurgül'ümüzü ve alt kat komşumuz Sacide'mizi de görüntülü arayıp hasret gidermek çok güzel oldu.  Epeyce zor  ve uzun süreli olsa da birbirimizi bulmayı nasip etti Rabbim. Çok şükür. Bir daha hiç kopmamak ve dostlukların daim olması dileklerimle hoşça kalın.






14 Aralık 2017 Perşembe



MİM
Sevgili Sevgi, işte geldim. Sorduğun soruları dilimin döndüğünce cevaplandırayım bakalım. Ancak peşin söyleyeyim öğretmenliğim süresince  ayrıntılı cevap istedim. Ayrıntılı da cevap veririm. Sıkılmaca yok. Haydi Bismillah.

1. Yaş mı?.. O da ne?.. Gerçekten de bu soruyu sormasa mıydın yav? Şimdi çocuklarım bu yayını okurlarsa ne olacak? Yaşımı sorduklarında onlara," On yedi buçuk yaşındayım ama beni üzdüğünüz zaman yetmişime geliveriyorum." diyordum. İşte ben ikisinin ortasında
ellili yaşlarımdayım. Mesleğe gelince  Hanımlarda meslek çoook. Eş, anne, temizlikçi ,bulaşıkçı, ahçı, terzi...Diploma sorarsan henüz emekli olmuş-doğrusu hiç de alışamamış- bir Türkçe öğretmeniyim.

2. Karadeniz'de Ordu ilinin en güzel ilçesi Ünye'de yaşıyorum.  Burada  yapılaşmadan kurtulabilen yerleri çok seviyorum.  Kent Ormanı, Kadılar Yokuşu,Çamlık ,Yürüyüş Yolu ve tabii denizini çok seviyorum. Öyle ki denize sırtımı dönüp oturmamak için koltuklarımı herkesten farklı yerleştirdim. Açık havalarda denizin o masmavi görüntüsü beni rahatlatır.












3.Günlük hayatta beni en çok mutlu eden şey dostlarla beraber vakit geçirmektir. Ayrıca hobilerimle uğraşmayı da severim.

4. Pek çok hobim var.Ama ayırt etmeye gelince hiçbirini ayırt edemiyorum. Ruh halime göre değişir. Başta kanaviçe işlemek,uzun süredir beni sıksa da dikiş dikmek(çünkü bu konuda mektepli değil alaylıyım,bir eğitimim yok ve dikiş dikerken müthiş döküntülüyüm) çiçeklerim ki onlarla uğraşırken kendimden geçiyorum diyebilirim. Bu aralar da mobilya boyamaya merak saldım. Kendimi geliştirmeye uğraşıyorum. (laf aramızda yaptığım masraf ve harcadığım mesaiye bakarak ortada bir şey göremeyince zaman zaman boş işlerle  uğraşıyorum diye düşünmüyor değilim.) Ayrıca şiir geceleri hazırlamak da bence hobi sayılır. Bir edebiyat kıraathanesi açabilirsek orada devam ederim artık.
5. İstediğin fotoğraf olsun da şimdi hangi köşesini ayırt edeyim ki evceğizimin?..Bir yerini göstersem diğerlerinin hatırı kalır sonra. Demek bize katlanacaksınız biraz .  Evceğizim evceğizim sen bilirsin halcağızım deyip  girişle  başlayalım o zaman:


Salonumuz


  Denize sırtımı dönmemek için şu yeşil koltukta oturuyorum. Yalnız bu ara salonumda değişiklik yapınca ayarım bozuldu. Bu eşyaları pek sevemedim. Koltuklar iyice çöktü diye değiştirdik ama ben eski kotuklarımı istiyoruuuuuuum. Ahan da altta görüldüğü gibi. İyice anladım ki alışkanlıklarımdan vaz geçemiyorum. Üstelik kaç zamandır değiştirmeye uğraşıyordum.







 
  Sence de eskilerim daha zarif değil mi Sevgi?(Diğer blog komşularımın görüşleri de memnuniyetle beklenir)

 

  Bu köşede el işi yapmayı seviyorum.



  Yeşil koltuğum bu cama bakar.


Olmazsa olmazım balkonum, begonvilli köşem ve akşam saatlerinde manzaram.





Yeşil koltuktan görünen bu manzarayı ve mutfağımın bu köşesini de seviyorum.  
                            
Oldu olacak önceki kışlardan birinde çektiğim ve evimden seyretmeyi sevdiğim şu kış videosunu da paylaşayım bari.(çok mu abarttım)

6.Başta Kur'an ı Kerim tabii ki. Kıraatı bile etkilemeye yeter. Ama kalan kısmı çok zor bu sorunun örtmeniiiim.  birbirinden ayırt edemiyorum. Eve dönmesin şimdi madem öyle çocukluğum ve genç kızlığıma damgasını vurmuş ve beni çok etkileyip yolumu çizmiş olan kitap "Çalıkuşu" diyeyim o zaman.
Şansımıza çıkan sayfadan aldığım bölüm de bu:


7.Çevreme baktığım zaman hep mucizeler görüyorum. Şu koca evren, insan,ağaçlar,deniz,bir kum tanesi...mucize değil de nedir?
8. Daha kendi ülkemi göremedim ki...Ne diyeyim? Hindistan ilginç olurdu herhalde.
9. Bana göre en büyük başarım rahat ve bilinçsiz bir ortamda yetiştiğim halde en genç çağımda tesettürlü olmaya karar vermemdir.
10. Ölmeden önce yapmak istediğim en önemli şey Allah'ın rızasını kazanabilmiş bir kul olmak. Başka ne isteyebilirim ki.


Son söz: Örtmenim ilk defa bir mim ödevi hazırladım.Ayrıntılı bir ödev hazırlamak için çok çalıştım. İnşallah başarılı olmuşumdur.









10 Aralık 2017 Pazar



     İNSAN - 2
     Bir şey yapmalıyım. Elle tutulan,gözle görülen bir şey olsun,baktıkça gönlüme hoş gelsin.
 Yakınlarımın sıkıntıları var. Biliyorum ki hayat şimdi onlara dar. Bense uzaklarda,kendi dünyamda elinden bir şey gelmemenin çaresizliğini sindirmenin gayretinde ruhuma iyi gelen   uğraşlardayım. İyi ki var bu uğraşlar. İnsanın dış dünyadan kopup beynini boşaltmasına en iyi ilaç diyebilirim.Bir de vakti iyi değerlendirebilsem. Teknikleri doğru dürüst öğrenmek de çok önemli. Buna da epey mesai harcıyorum aslında ancak öğrenecek çok şey var daha. Bu raf uzun zamandır bekliyordu. Nihayet ortaya çıkabildi. Zaman ve emek sarfettiğimiz uğraşların bizleri mutlu etmesi dileğiyle hoşça kalın.







                                 




       

                İNSAN-1
  Şu koca dünya... Hikayesi ne de zor.  Muhteşem bir tablo. Her noktasında insanı mest eden sayısız güzelikler...  Denizin,toprağın,yaprağın rengi,dağların,ovaların,deltaların gözleri şenlendirmesi...Ve acılar,acılar,acılar...Savaşlar,yokluk,   perperişan insanlar...Ve depremler,seller,afetler...Bütün bunları yaşamasa da haberdar olan insan. Nasıl huzur buluyor? Aklımda  sorular...
   Nihayet ruhum limanda. Sorularım cevap buldu kalbimde.
  Evet,insan şu uçsuz bucaksız alemde bir zerre bile değil belki ancak öyle yaratmış ki Yaratan, her insan koca bir alem. Her insan kendi dünyasında yaşıyor.  Çoklarına göre küçük olan o dünyalarda ne sevinçler ne acılar var.Zihin ve yürek sadece kendi dünyasına odaklanmış: çoluk çocuğu,ana babası,komşusu,arkadaşı,akrabası,işi gücü,kedisi köpeği, yaptığı yürüyüş,hoşlanmadığı söz,seyrettiği manzara,gönlünü eğleyen uğraşlar,baş koyduğu fikirler,geçim kaygısı...
  Ve böylece her insan koca bir dünya. Ondandır kendimizi yeryüzünde bu kadar önemli görmemiz. Halbuki şu uçsuz bucaksız alemde cürmümüz bir toz zerresi bile değil...