26 Temmuz 2017 Çarşamba







BAHÇEME BUYURUN DOSTLAR
  Pek çoğumuz bir parça toprağa hasret. Köylerimiz var belki ama yanıbaşımızda değil. Apartman daireleri kaderimiz olmasın. Balkonlarımız, pencere önlerimiz bahçemiz olsun ne dersiniz?  Ben kendi çapımda bunu başarmaya çabalıyorum. Çiçek bahçesi benimki. Kim bilir ilerde sebze bahçesi de yaparım, neden olmasın ki?.. Buyurun birlikte gezelim olmaz mı?

                                          video
video
video
video
video
video
video
video
video
video

12 Temmuz 2017 Çarşamba



     TIRNAĞIN VARSA BAŞINI KAŞI!

      Bazen ne yapsan işin yolunda gitmiyor. Sevdiğim birkaç arkadaşıma  iğne oyası fular yaptırıp hediye etmek istedim ancak yapacak birini bir türlü bulamayınca iş başa düştü. Yıllardır elime iğne oyası almamıştım ama ataların dediği sıra gelmişti işte. Çok acemice olsa da ortaya bunlar çıktı. E, tırnağın varsa başını kaşıyabiliyorsun.


  İnşallah severek kullanırlar. İğne oyası çalışmalarımı biraz daha ilerletmek ümidiyle hoşça kalın.

3 Temmuz 2017 Pazartesi



                  CAMBAZ  BONCUK


      Yazlık sinemalar üzerine güzel bir  paylaşım yapmış sevgili Begonvil Sokağı.Yazısını okurken mahallemizdeki yazlık sinemayı hatırladım ve nedense ilgisiz gibi görünse de birden aklıma düştü çocukluğumun cambazhanesi ve Cambaz Boncuk.
Hani şair diyor ya,"Biz eskilerde ne güzel çocuklardık..."

     Koşuyolu'nda büyüdüm ben. Üsküdar sırtlarına yaslanmış küçük bir mahallenin kuş seslerine karışmış çocuk cıvıltılarıydık biz. Şimdiki Üsküdar Devlet Hastanesinin civarındaki çayırlıkta kara dut ağaçlarının tepesinde elbiselerimiz dut lekesiyle boyanırken  gözümüz aşağıdaki geniş çayırlıkta olurdu.  

     Validebağ Korusu'nun yanıbaşındaki bu alanda hummalı bir çalışma başlamıştır çünkü. Tahta tribünlerin kurulduğunu anlatan çekiç sesleri çok uzun sürmez. Alanın iki ucuna iki uzun direk dikilip ip de gerilince cambazhane kurulmuş olurdu.

     Bizim asıl beklediğimiz ise kulağımı-za çalınan o mekanik sesti. Ağaçlardan inilmiş,oyunlar bırakılmış, bir çocuk ordusu Koşuyolu sokaklarını iki sırık üzerinde dolaşarak elindeki megafonla duyuru yapan Boncuk'un peşine takılmıştır. Cücelerin yanında koca sesli bir dev...

     Akşam olup da gösteriler başlayınca diğer oyunların bir an önce bitmesini beklerdim. Çünkü  asıl gösterinin sahibi Boncuk'tur. İp üzerinde elinde denge sırığıyla yürüyen bir adam... Çocuk algısına sığmayan,ulaşılmaz bir şey... Bir de düşüyormuş gibi yapınca hiçbir zaman düşmediğini bildiğim halde yüreğim ağzıma gelirdi.

     Ve uzun yıllar ötesinden kulağımda bir şarkı: "Oy dingala dingala/Kömür de koydum mangala/Ayşe de Fatma dostum var/ Çalkala Boncuk çalkala."

     Cambazhane deyip geçmeyin. Sanatın halka dönük yüzünü ilk orada gördüm ben.  İsmail Dümbüllü'yü ilk ve son olarak orada izledim.

      Yıllar birikti,zamanlar geçti. Arada sırada eskilerden söz ederken kısacık hatırlansa da Cambaz Boncuk hatıralarımın arasında kaybolup gitti. Ta ki Begonvil Sokağı'nın yazısı yeniden çağrışım yapana kadar.

     Acaba izine rastlar mıyım, diye internette dolaştım biraz. Benimkilerle örtüşen pek çok hatırayla karşılaştım. Anadolu'yu dolaşan aynı Boncuk mudur bilemem ancak şarkısı bile aynı olunca bizim cambazımız olsun istedi yüreğim.

     Çocuklara bakıyorum şimdi. Her şey mekanik. Eğlenecekleri yerler bile alışveriş merkezlerinin bodrum katları. Her şeyleri varmış gibi görünse de ne kadar yoksullar.
Çocuklarımızın kendi yağmurlarında ıslanması dileğiyle...

Not:Resim internetten alınmadır.