29 Ocak 2017 Pazar
TATİL
Tatilin ilk haftası geçti bile. İstanbul'dayım. Anne, baba, kardeşler ziyaret edildi. Torunumu,çocuklarımı gördüm,hasret giderdim şükür. Küçük kızım ve eşim Ünye'de olunca özledim mi ne?
Özlediysem oğlumun gezi blogundan hasret giderebilirim. Siz de Ünye'de gezilecek yerleri ve daha fazlasını görmek isterseniz tık tık
Ben Ünye'yi geziyorum. Güzelliklerde buluşmak üzere hoşçakalın.
7 Ocak 2017 Cumartesi
GÜNEŞLİ BİR KIŞ GÜNÜ
Kar,kış,kıyamet İstanbul'u esir almış. Bizse özledik kışı. Hele çocuklar...Hasretle bekliyorlar ama nafile. Bugün de pırıl pırıl bir sabaha uyandık.
İkinci parçasını tamamlamaya uğraştığım
İşlememle merhaba diyeyim bu sabah size. Bu resmi kış gelmeden çekmiştim. Nerdeyse aynen duruyor hala.Bitse de bir görsem bari. Gözler iyice yoruldu artık. İşlere ara verince de iyi olmuyor. Hele de böyle sabır ve göz gerektiriyorsa.
Bu ilk parçası örtümün. Sehpa için işlemiştim.
Bu da son hali. Eh"Yazı vaaar ,kışı var; evecek ne işi var."derdi anneannem. Acele edecek ne işi var(!) biter inşallah.
Bazen bunaltsa da hayatımızı renklendiriyor bu uğraşlar. Tıpkı çiçekler gibi.
Aldığım son begonvilim beni sevindirdi. Daha yeni döktü çiçeklerini. En son çektiğim resimleriyle hoşça kalın diyelim sizlere.


28 Aralık 2016 Çarşamba
PEMBE,GÖNLÜM SENDE
"Şımarık"diye sevdiğim çiçeğimin en çoşmuş haliyle merhaba diyeyim . Tabii bu resim sonbaharda çekildi.
Bugün içimiz açılsın niyetiyle yazdan kalan bir çalışmamı paylaşmak istiyorum sizinle . Ne zamandır niyetliydim de her şey her zaman istediğimiz gibi olamıyor işte.
Klasik pamuklu pikeyi astarlayarak kullanmayı seviyorum ben.
Pikemiz ve astar kumaşı öncelikle yıkanıp ütülendi böylece çekme riski ortadan kalkmış oldu. Sonra da astarlandı. Temizlik yaparken çok büyük diye hayıflanılan evin geniş salonu çok işe yaradı.

Ütüsüz çalışılmaz...
Astarımız pembe olmazsa olmazdı ne de olsa "Pembe, gönlüm sende."
Süslemek için ince pamuklu dantel geçirildi. Yastık kılıfları da dikildi. Hatta misafirlerimiz kullandılar bile.
Bu yayın pembeyle başlayıp devam etti. Pembeyle de bitsin. Pembe tadında günlerde buluşmak dileğiyle hoşça kalın.(Oğlumun objektifinden kış gününde sardunyam.Ne mütevazi çiçeksin sen sardunyam.)
25 Aralık 2016 Pazar
İNSAN OLMAK
"İnsan var, öfkesiyle hıncından ölür,
İnsan var, yılların basıncından ölür,
Bir gün bakamaz kızarmadan çevresine,
Ey gökyüzü, insan var utancından ölür…" (Arif Nihat ASYA)
Milletçe acılı günler yaşamak kolumuzu kanadımızı kırıyor. Bir parça inancı, vicdanı ve sağduyusu olan hangi kör kuyulara çekilmek istendiğimizi derin derin düşünüyordur mutlaka. Bunca olumsuzluğun ve acının içinde insanımızın, birliğe ihtiyacımız olduğunu, başka vatanımız olmadığını ve topyekün bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuzu anlaması umut veriyor.
Çevremizde anlık teselliler yaşatanlar da var şükür. Bulutları dağıtan,güneşin ve aydınlığın ışıltısını yüreğimize değdiren teselliler... İşte bunlardan biri...
Bu güzelim topraklarda bilmem hangi siyasetin, bilmem hangi çıkarın ve bilmem hangi sapık zihniyetin yemi olmadan "yaratılmışı sevmek yaratandan ötürü" diyen Yunus'un felsefesiyle yaşamayı hangimiz dilemiyoruz ki?..
1 Aralık 2016 Perşembe
BİLECİK HATIRASI
İnsan doğduğu yere benzer, demiş ya şair,ben de insan yaşadığı yerleri sever diyorum.
işte, Anadolu'nun bağrında bir kartal yuvası: Bilecik.Çocukluk ve gençlik hayallerimin altına atılan imza. İlk göz ağrım.
Baksan küçücük ,taşlık tepelik bir yer.
Bir de bana sor. En genç çağımda havasını soluduğum, "Saf çocuğu masum Anadolu'nun." Evet, masum Anadolu'nun kendi halinde yaşantısını tanıdığım, çocukların isminin "masumcuk";ev geçindirme becerisinin adının ise "kadın eli" olduğunu öğrendiğim durak...Şeyh Edebalı'nın maneviyatıyla bereketlenmiş vatan toprağı ...
Otuz yıl öncesine uzanan bir dostluğun kilometre taşlarından birine daha dahil olmak,sevdiklerimizin mutluluğunu paylaşmak, Bilecik havası solumak için yollardaydım iki hafta önce. Kızımız gelin oldu. Ben de mutluluklarına dahil oldum. Ne yazık ki hatıraları arayacak vakit yoktu, hemen döndüm. Değişen çok şey var tabii ama Bilecik yerli yerinde ve anılarımı saklıyor. Daha ne olsun?..
14 Kasım 2016 Pazartesi
ONLAR ERDİ MURADINA
ONLAR ERDİ MURADINA
Tembel miyim neyim desem hiç kendime yakıştırasım yok. ama kabul etmeliyim ki bir üşengeçlik... bir rehavet... Tek uğraştığım şey derslere hazırlık . Neredeyse evdeki işleri de boykot ettim desem inanın. Ne kadar uzak kalınabiliyorsa o kadar uzak duruyorum.
Her zaman koşuşturup duran daima bir işi olan bir bünye durmak istiyorsa bir hikmeti vardır diyelim ve şeytanın bacağını kırmışken şöyle bir hasbıhal edelim.
Düğünümüzü yaptık nihayet. Birkaç kelimeyle anlatmak gerekirse heyecanlı sevinçli ve çok telaşlı bir süreç. Bu süreç boyunca pek çok gelenek yerine getirildi. İşin içine girince iki insanın bir yuva kurmasının tam anlamıyla devasa ve yıpratıcı bir sektör haline geldiğini şaşırarak gördüm.Şehir hayatı, küçücük apartman daireleri insanımızı bu sektöre mahkum etmiş.En ince ve hatta en gereksiz ayrıntısı düşünülerek sunulan hizmet insanların beğenme duygularına hitap ediyor elbette. İrili ufaklı organizasyon şirketleri, aslında halkımızın asırlaran beri yaşattığı gelenekleri allayıp pullayıp biraz da ithal tarzlar ekleyip yeni bir şeymiş gibi kına veya düğün yapacak olanlara sunuyor. Tabii hiç de azımsanmayacak meblağlarla. Sözün özü mevzu derin.
Sözümüz kesildikten sonra bohça faslıyla başladık çalışmalara. Bakın bu süreç çok heyecanlı. Güzel olsun,kullanılabilsin ,dünürlerimizi ve gelin kızımızı dostlarına karşı mahçup etmeyelim diye elimizden geleni yapmaya çalıştık. Gelin kızımıza ve aile efradına hediyeler alındı. Gelin kızıma hazırlananların bir kısmı işte burada.

Pofuduk lifimiz. Bizim buralarda ince şişlerle püskül atmalı lifler örülür. Bayağı da ince iştir hani. Ama bu pofuduğu görünce de dayanamamıştım.
Havlularımız.
Sandığımız.
Pikemize takım seccademiz.
Pikelerimiz
Bir gün böyle bir yayın yapacağımı hiç düşünmezdim ama öyle hevesle
hazırlandılar ki paylaşmadan edemedim.
Ve mutlu son.
Nikah töreninden.
hazırlandılar ki paylaşmadan edemedim.
Ve mutlu son.
Nikah töreninden.
Onlar ermiş muradına...
Hep böyle el ele,yan yana saygı,sevgi ve huzurla yürüyün hayata. Rabbim hep sizinle olsun.
12 Kasım 2016 Cumartesi
AŞKA DAİR...
Seni,sesini, gözlerinin rengini...
Şarkılar aşkı fısıldadı yüreğime."Seni ,sesini,gözlerinin rengini..."
Aşkın tılsımı sende miydi yoksa kainatın sırrı aşkta mıydı?
Seni değil, aşk acısıyla inleyen neyin rununu taşıyan buğulu şarkıları sevdim ben.Buz kesmiş gözlerin değil içimi titreten.Serin bir eylül sabahında mavisine vurulduğum denizde gördüm onları ilk. Gözlerin değil kalbimi çelen. O engin mavinin ufkundaki derinliği sevdim ben. Bu ses değildi sarılıp sarmalandığım. Bir orman kuytusundaki dereciğin şiirini bulduğumu sandığım sesi sevdim ben.
Meğer aşk, kainatın özündeymiş ezelden. Meğer aşka pervaneymiş gönül özünden de bilmemiş kibrinden.
Meğer her nağmede titreyen aşkın özü de "AŞK"mış bilene.
Hasılı kainattaki her zerre gibi "Şarkılar da SEN'i söyler."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)