30 Ocak 2018 Salı



GAYRET...
Sıkıntılarla gelmek istemiyorum size ancak sarp yokuşlarda yüreğim.Ülkü'mün Hakk'a yürümesi nasıl da hazırlıksız olduğumu bir tokat gibi çarptı yüzüme. İnsanımızın engin duyuşlarıyla dile getirdiği "Ölenle ölünmez/Hayat devam ediyor."gerçeği de karşımda duruyor.  Ve görüyorum ki acının en iyi çaresi zihnin ve bedenin sürekli meşgul olması. Bunu bilmekle birlikte pek bir şey yapamıyorum. Paylaşılmayı bekleyen dönüşümlerimle bir merhaba diyeyim istedim.
    
        Bunlar kızıma boyadığım sehpalar. Eski rengi düz kahverengiydi. 


Bu da eski bir dolabım. Rengi kızıl kahveydi önceden.Şimdi hobi malzemelerimi derleyip topluyor. Eski hallerini çekmeyi akıl etmemişim.





Ve küçük polyester bir çerçeve. Bu çerçeveleri bir tablo haline getirmeyi planlıyorum nasip olursa. Epey dağınık bir yazı oldu kusuruma bakmayın. Kendimiderleyip toparlayıp güzel günlerde ve
güzelliklerde buluşmak dileğiyle hoşça kalın.


4 Ocak 2018 Perşembe



       YILLARDAN SONRA
      "Uzun yıllar ötesinden hatırını sorayım mı?Sana gönül bahçesinden bir demet gül vereyim mi?"
       İstanbul bu defa uzun yıllar ötesinden hayatı paylaştığımız bir dostla karşıladı beni.Çalıkuşunun konduğu dalda cıvıldayan bir başka çalıkuşuyla...
Otuz beş yıldır görmediğim hatta izini kaybettiğim ev arkadaşımla buluştuk yıllar ve yıllar sonra.  
       Yıllar ve yollar ayırsa da gönüldeki  bağ kopmadıkça Rabbim nasip ediyor buluşmayı.Şükürler olsun.


Sanki araya yıllar ve yollar girmemiş gibi kaldığımız yerden devam ettiğimizi görmek çok güzel bir duyguydu. Oysa yirmi yaşın uçarı gönülleri durulmuş ,zaman bir şeyleri alıp götürürken en güzel hediyeleri evlatlarımızı bize armağan etmişti. Eksilerek çoğalmıştık.Bu arada tartıda da çoğaldığımı görmek pek hoş olmadı ama neyse bu güzel günün 
hatırına görmezden geleyim bari.İncilay'ım sen yine zarif, güzel İncilay'ımızsın. Bir dahaki sefere nasıl başardığını anlatırsın di mi?
Gün boyu birlikteydik İncilay'ımla. En çok üzüldüğümüz de 2007/2010 yılları arasında İstanbul'da yaşamış olmama rağmen birbirimizden haberimiz olmayışı oldu.  Birlikte diğer ev arkadaşımız Nurgül'ümüzü ve alt kat komşumuz Sacide'mizi de görüntülü arayıp hasret gidermek çok güzel oldu.  Epeyce zor  ve uzun süreli olsa da birbirimizi bulmayı nasip etti Rabbim. Çok şükür. Bir daha hiç kopmamak ve dostlukların daim olması dileklerimle hoşça kalın.






14 Aralık 2017 Perşembe



MİM
Sevgili Sevgi, işte geldim. Sorduğun soruları dilimin döndüğünce cevaplandırayım bakalım. Ancak peşin söyleyeyim öğretmenliğim süresince  ayrıntılı cevap istedim. Ayrıntılı da cevap veririm. Sıkılmaca yok. Haydi Bismillah.

1. Yaş mı?.. O da ne?.. Gerçekten de bu soruyu sormasa mıydın yav? Şimdi çocuklarım bu yayını okurlarsa ne olacak? Yaşımı sorduklarında onlara," On yedi buçuk yaşındayım ama beni üzdüğünüz zaman yetmişime geliveriyorum." diyordum. İşte ben ikisinin ortasında
ellili yaşlarımdayım. Mesleğe gelince  Hanımlarda meslek çoook. Eş, anne, temizlikçi ,bulaşıkçı, ahçı, terzi...Diploma sorarsan henüz emekli olmuş-doğrusu hiç de alışamamış- bir Türkçe öğretmeniyim.

2. Karadeniz'de Ordu ilinin en güzel ilçesi Ünye'de yaşıyorum.  Burada  yapılaşmadan kurtulabilen yerleri çok seviyorum.  Kent Ormanı, Kadılar Yokuşu,Çamlık ,Yürüyüş Yolu ve tabii denizini çok seviyorum. Öyle ki denize sırtımı dönüp oturmamak için koltuklarımı herkesten farklı yerleştirdim. Açık havalarda denizin o masmavi görüntüsü beni rahatlatır.












3.Günlük hayatta beni en çok mutlu eden şey dostlarla beraber vakit geçirmektir. Ayrıca hobilerimle uğraşmayı da severim.

4. Pek çok hobim var.Ama ayırt etmeye gelince hiçbirini ayırt edemiyorum. Ruh halime göre değişir. Başta kanaviçe işlemek,uzun süredir beni sıksa da dikiş dikmek(çünkü bu konuda mektepli değil alaylıyım,bir eğitimim yok ve dikiş dikerken müthiş döküntülüyüm) çiçeklerim ki onlarla uğraşırken kendimden geçiyorum diyebilirim. Bu aralar da mobilya boyamaya merak saldım. Kendimi geliştirmeye uğraşıyorum. (laf aramızda yaptığım masraf ve harcadığım mesaiye bakarak ortada bir şey göremeyince zaman zaman boş işlerle  uğraşıyorum diye düşünmüyor değilim.) Ayrıca şiir geceleri hazırlamak da bence hobi sayılır. Bir edebiyat kıraathanesi açabilirsek orada devam ederim artık.
5. İstediğin fotoğraf olsun da şimdi hangi köşesini ayırt edeyim ki evceğizimin?..Bir yerini göstersem diğerlerinin hatırı kalır sonra. Demek bize katlanacaksınız biraz .  Evceğizim evceğizim sen bilirsin halcağızım deyip  girişle  başlayalım o zaman:


Salonumuz


  Denize sırtımı dönmemek için şu yeşil koltukta oturuyorum. Yalnız bu ara salonumda değişiklik yapınca ayarım bozuldu. Bu eşyaları pek sevemedim. Koltuklar iyice çöktü diye değiştirdik ama ben eski kotuklarımı istiyoruuuuuuum. Ahan da altta görüldüğü gibi. İyice anladım ki alışkanlıklarımdan vaz geçemiyorum. Üstelik kaç zamandır değiştirmeye uğraşıyordum.







 
  Sence de eskilerim daha zarif değil mi Sevgi?(Diğer blog komşularımın görüşleri de memnuniyetle beklenir)

 

  Bu köşede el işi yapmayı seviyorum.



  Yeşil koltuğum bu cama bakar.


Olmazsa olmazım balkonum, begonvilli köşem ve akşam saatlerinde manzaram.





Yeşil koltuktan görünen bu manzarayı ve mutfağımın bu köşesini de seviyorum.  
                            
Oldu olacak önceki kışlardan birinde çektiğim ve evimden seyretmeyi sevdiğim şu kış videosunu da paylaşayım bari.(çok mu abarttım)

6.Başta Kur'an ı Kerim tabii ki. Kıraatı bile etkilemeye yeter. Ama kalan kısmı çok zor bu sorunun örtmeniiiim.  birbirinden ayırt edemiyorum. Eve dönmesin şimdi madem öyle çocukluğum ve genç kızlığıma damgasını vurmuş ve beni çok etkileyip yolumu çizmiş olan kitap "Çalıkuşu" diyeyim o zaman.
Şansımıza çıkan sayfadan aldığım bölüm de bu:


7.Çevreme baktığım zaman hep mucizeler görüyorum. Şu koca evren, insan,ağaçlar,deniz,bir kum tanesi...mucize değil de nedir?
8. Daha kendi ülkemi göremedim ki...Ne diyeyim? Hindistan ilginç olurdu herhalde.
9. Bana göre en büyük başarım rahat ve bilinçsiz bir ortamda yetiştiğim halde en genç çağımda tesettürlü olmaya karar vermemdir.
10. Ölmeden önce yapmak istediğim en önemli şey Allah'ın rızasını kazanabilmiş bir kul olmak. Başka ne isteyebilirim ki.


Son söz: Örtmenim ilk defa bir mim ödevi hazırladım.Ayrıntılı bir ödev hazırlamak için çok çalıştım. İnşallah başarılı olmuşumdur.









10 Aralık 2017 Pazar



     İNSAN - 2
     Bir şey yapmalıyım. Elle tutulan,gözle görülen bir şey olsun,baktıkça gönlüme hoş gelsin.
 Yakınlarımın sıkıntıları var. Biliyorum ki hayat şimdi onlara dar. Bense uzaklarda,kendi dünyamda elinden bir şey gelmemenin çaresizliğini sindirmenin gayretinde ruhuma iyi gelen   uğraşlardayım. İyi ki var bu uğraşlar. İnsanın dış dünyadan kopup beynini boşaltmasına en iyi ilaç diyebilirim.Bir de vakti iyi değerlendirebilsem. Teknikleri doğru dürüst öğrenmek de çok önemli. Buna da epey mesai harcıyorum aslında ancak öğrenecek çok şey var daha. Bu raf uzun zamandır bekliyordu. Nihayet ortaya çıkabildi. Zaman ve emek sarfettiğimiz uğraşların bizleri mutlu etmesi dileğiyle hoşça kalın.







                                 




       

                İNSAN-1
  Şu koca dünya... Hikayesi ne de zor.  Muhteşem bir tablo. Her noktasında insanı mest eden sayısız güzelikler...  Denizin,toprağın,yaprağın rengi,dağların,ovaların,deltaların gözleri şenlendirmesi...Ve acılar,acılar,acılar...Savaşlar,yokluk,   perperişan insanlar...Ve depremler,seller,afetler...Bütün bunları yaşamasa da haberdar olan insan. Nasıl huzur buluyor? Aklımda  sorular...
   Nihayet ruhum limanda. Sorularım cevap buldu kalbimde.
  Evet,insan şu uçsuz bucaksız alemde bir zerre bile değil belki ancak öyle yaratmış ki Yaratan, her insan koca bir alem. Her insan kendi dünyasında yaşıyor.  Çoklarına göre küçük olan o dünyalarda ne sevinçler ne acılar var.Zihin ve yürek sadece kendi dünyasına odaklanmış: çoluk çocuğu,ana babası,komşusu,arkadaşı,akrabası,işi gücü,kedisi köpeği, yaptığı yürüyüş,hoşlanmadığı söz,seyrettiği manzara,gönlünü eğleyen uğraşlar,baş koyduğu fikirler,geçim kaygısı...
  Ve böylece her insan koca bir dünya. Ondandır kendimizi yeryüzünde bu kadar önemli görmemiz. Halbuki şu uçsuz bucaksız alemde cürmümüz bir toz zerresi bile değil...

28 Kasım 2017 Salı

ZİLLER ÇALACAK...


 ZİLLER ÇALACAK...  
Zil çalacak... Sizler derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin, 
Duyacağım, evlerden, kırlardan, denizlerden;
Tâ içimden birisi gidecek ardınızdan uça ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.


   Evet , ben artık gidemeyeceğim... Nasıl da kolum kanadım kırık...Öğrencilerimin orada olduğunu bilmek ama gidememek...Garip bir duygu. Öyle de olsa biliyorum: bir öğretmen sadece çalıştığı sürece öğretmen değildir.
 Ve son gün, - kifayetsiz olsa da- son konuşmam. Emekliler adına bir öğretmen olarak öğretmene bakışım:

Sn. Kaymakamım,Değerli  Misafirler,
Yeni dünya düzeninde geleceğe dönük en büyük yatırımların eğitime yapıldığı bir çağda bizler omuzlarında en büyük sorumluluğu taşıyan bir mesleğin mensuplarıyız.
Öğretmen sadece kara tahta başında ders veren bir görevli değildir.
“İkra , bismi Rabbike!” “Yaratan Rabbinin adıyla oku.” hitabını rehber edinip öğrencilerine ve çevresine kainatı ,  insanı , olayları okumayı öğretmeye çalışmak ve Atatürk'ün işaret ettiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak en büyük hedefimiz olmalıdır.
Başöğretmenimiz M.K. Atatürk ,“ Öğretmen her fırsattan istifade halka koşmalı,   halk ile beraber olmalı ve halk ,   öğretmenin yalnızca alfabe okutur bir varlık olmayacağını anlamalıdır.” diyor.
Bu sözler öğretmenin topluma model olmak zorunda olduğunun en açık ispatı değil midir ? 
O halde öğretmen;duruşu,tavrı,düşünce biçimiyle kendini aşmış bir karak
ter abidesi,bir insan-ı kâmil olmalı . Millet olmanın dinamiklerini nesillere 
aktarabilmelidir. Bu tavır aynı zamanda saygınlığımızı korumanın en güzel
 yoludur. 
 
Değerli misafirler,bugün yaşadığımız sorunların en büyük sebebi öz kültü
rümüzden kopmuş olmamızdır. Kurtuluş Savaşı yıllarında tam bir kendine
dönüş yaşayan milletimiz bugünse tam anlamıyla bir dil ve kültür zafiyeti 
yaşamaktadır. Oysa Bizi millet yapan değerlerimizden uzaklaşmak varlığımı
zı da temelinden sarsacaktır.
 
“Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
Budur âlemde hudutsuz ve hazîn öksüzlük.” diyen Yahya Kemal BEYATLI  asıl derdimizi ne güzel anlatmış.  Öğretmen bu en büyük tehlikeyi bertaraf etmek zorunda olmanın bilinciyle bir Mevlana , Yunus Emre , Hacı Bektaş- ı Veli ,   İbn-i Sina  ,   Fatih ,   Mehmet Akif  olmalı; Atatürk’ün açtığı çağdaş uygarlık yolunda yürümelidir.  O zaman millet olarak sadece başımız sıkışıp zor durumlarda kaldığımızda değil ,   her zaman birlik beraberlik içinde olmamız gerektiğinin bilincine varırız.

Atatürk, “ Öğretmenler Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” derken öğretmenin en büyük görevinin özgür düşüncesiyle sorgulayan, araştıran ve sonuca varan bireyler yetiştirmek olduğunu vurgulamıştır.  
Bu düşünceler içinde emekliliğimin ilk günlerini yaşarken  “ vatan, millet ve mukaddesat uğrunda helâl olsun, helâl olsun verdiğim bütün emek.” diyorum ve öğretmen olmanın emeklilikle son bulmayacağını biliyorum.  Öğretmen olmak dudağımızda yarım kalan ve hiç bitmeyecek bir şarkıdır. Sözlerimi bizi çok iyi anlatan dizelerle bitirirken  emekliye ayrılan arkadaşlarıma sağlık ve huzur,çalışmakta olan arkadaşlarıma gayret ve başarı,aday  öğretmenlerimize de mutlu ve başarılı bir meslek hayatı  diliyorum. Günümüz kutlu olsun.
Zil çalacak... Sizler derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin,
Duyacağım, evlerden, kırlardan, denizlerden;
Tâ içimden birisi gidecek ardınızdan uça ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.
Zil çalacak... Siz geminize, treninize gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin,
Duyacağım, iskelelerden, istasyonlardan bütün;
Tâ içimden birisi koşacak ardınızdan...
Ama ben, ben artık gelemeyeceğim.
Sonra bir gün zil çalacak yine,
Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak...
Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz...
Tâ içimden birisi kalacak oralarda...
Ben gideceğim.
                               

4 Kasım 2017 Cumartesi


       

        BOYAMA SEVDASI

        Kendime kızıyorum bazen. İnsan evinin işini gücünü bitirip eline kitabını alıp  bir de yanına  çay,  Başka şey düşünmeden şöyle sakince oturamaz mı? Ben başaramıyorum böyle bir şeyi yapsam da çok ender. Kitap okurken zaten evi barkı unutuyorum. ev halkı elime bir kitap almasam diye bakıyor da bu aralar kitaplarımı mumla arıyorlar desem yeri.
      
        Uzunca bir zamandır mobilya boyamaya merak saldım. Ama bu da bir zaman ve emek gerektiriyor. Üstelik küçük yerdesiniz bir kurs yok. Neyse İstanbul seyahatimi bir atölyenin toplu çalışma gününe denk getirdim- onlar" work shop" diyorlar- (dilimizin ve vurdumduymazlığımızın içler acısı hali) ancak gidebilmek ne mümkün. Ben Beylikdüzü'ndeyim atölye Emirgan'da. Gözümü karartıp yola çıkacakken önüme çıkan trafik engeli. Hasılı kelam hevesim kursağımda kaldı. Katılamayacağımı bildirdim fakat aklım boyamada. Araştıra araştıra Anadolu yakasında bir atölye buldum.  Oğluma geçtiğim zaman kısa bir ders almak üzere anlaştık. Sağ olsun Emel Hanım o kısacık süre içinde çok yardımcı oldu.


      Elbette ki yeterli değil. Benim daha çok çalışmam gerek. Boyalar  ve toplu çalışmalar ise oldukça yüksek meblağlar istiyor.  Her neyse Ufak tefeklerle işe başladık bakalım. Şöyle rahatça ayaklarımı uzatıp "emekliliğin tadını çıkarmak" varken yine başıma iş açtım. Koştura koştura ev  işlerini bitirip doğru boyaların başına. Yok canım ben akıllanmam.


        Bunlar elim boyaya alışsın diye boyadıklarım.




      İlk eskitmeyi çerçevede denedim.



      Mobilya olarak seçtiğim ilk kurban. Eski sehpa.

Biraz eskitelim bakalım olacak mı?



Olmuş mu dersiniz? Şimdi sipariş ettiğim boyaları bekleme zamanı... İnşallah öncelikle kendime mahçup olmam.